Muhalefetin 200’ü *

Resim               Resim

18 Eylül Pazar günü, tutuklu gazeteciler Ahmet Şık ve Nedim Şener’in özgürlüklerine kavuşması için onları desteklemek amacıyla kurulan ANGA (Ahmet ve Nedim’in Gazeteci Arkadaşları), her iki gazetecinin de tutukluluk sürelerinin 200. gününde “Adaletin 200′ü” adında bir basın özgürlüğü yürüyüşü düzenledi. Gerek düzenleyiciler, gerekse yürüyüşün adından anlaşılacağı gibi odak alanı daha ziyade Ahmet Şık ve Nedim Şener’di.Basın özgürlüğüne ve tutuklu gazetecilere de daha çok Şık ve Şener’in isimleri üzerinden sahip çıkılıyordu. Pankart ve protestoların nerdeyse tamamına yakını Ahmet Şık ve Nedim Şener’i gösterip (1), diğer tutuklu gazetecilerin adına pek rastlanmazken, fotoğrafları çok az yürüyüşçünün elinde yürüyüşe fon işlevi görüyordu (2). Fakat katılımcıların da, düzenleyenlerin de farkettiği bir şey vardı; Haziran ayında yapılan yürüyüşe göre katılım ciddi oranda azalmıştı. Bize göre bu azalışın büyük bir sebebi diğer basın özgürlüğü yürüyüşlerine katılıp buna katılmayanlarda aranabilir. Ancak önemli bir sebep de ANGA’nın tutumunda aranmalıdır.

X ve Y’ nin arkadaşı olarak bir davaya sahip çıkmanın ne denli nepotist bir davranış olduğunu, siyaseten norm düzeyinde bir karşılığı olmadığını ve kitleleri gittikçe bu davadan uzaklaştırdığını, başka “arkadaş”lı oluşumlarda da görmüştük. Dolayısıyla ANGA örneğinde de dava, her tutuklu gazeteci için normatif çerçeve isteme halinden uzaklaşıp, Ahmet Şık ve Nedim Şener’e indirgendiğinde, bu arkadaşların diğer tutuklu gazetecilerden daha değerli, daha savunulası olduğu gibi bir izlenim yaratıyor. Hem bu isimler diğerlerinden ayrıcalıklı kılınıyor, hem de kendilerini “arkadaşları” olarak tanımlayan grup, bu ayrıcalıktan yararlanarak görece daha korunaklı bir alanda söz söyleme fırsatı yakalıyor. Dahası, basın özgürlüğü meselesi bu isimler üzerinden cemaatleşmeye ve arkadaşlık retoriğine hapsoluyor. Tam da bu noktada kitleleri davadan ve dolayısıyla yürüyüşten uzaklaştıran bir etkenin de bu “arkadaşlık retoriği” olduğu söylenebilir. Bu durum çeşitli açılardan eleştirilebilir.

Öncelikle Ahmet ve Nedim’in adına özel bir dayanışma grubu oluşturmayı tetikleyen ve onları, “arkadaşları”nın gözünde diğer tutuklulardan daha değerli kılan ne? Basın özgürlüğü yıllardır içeri “tıkılmış”, yargısız infaza uğramış ve hayatlarını mahkeme salonlarında geçirmiş çoğu Kürt veya sosyalist olan gazeteciye sustu da neden bu kadar iyi örgütlenmek ve ses çıkarmak için Ahmet ve Nedim’i bekledi? Söz gelimi Türkiye ve yurtdışı (Avrupa- Amerika) kamuoyu, bazı gazetelerdeki 1-2 satırlık iç sayfa haberi dışında ana akım basında hiç yer almayan Azadiya Welat’ın 166 yıl ceza almış yazı işleri müdürü Vedat Kurşun’un veya aynı gazetenin 138 yılla yargılanan editörü Emine Demir‘in adlarını neden hiç duymadı? Neden Vedat Kurşun’un mektuplarından haberdar olunmadı? Keza ne için tutuklandıklarını bile bilmeyen Yürüyüş Dergisi çalışanlarının adlarını da… Nerdeyse 30 yıldır susturulan ve öldürülen gazetecilerin esamisi bile okunmazken, çok önemli bir gelişme olan Gazeteciler Özgürlük Platformu ve basın özgürlüğü organizasyonları neden şimdi böyle takdir edilesi biçimde örgütlendi?

Hegemonyanın özellikle 1980 sonrası apolitizasyon konusunda en başarılı olduğu konu sendikasızlaştırma ve örgütsüzleştirme oldu. Hatta örgütlülüğü bir suç unsuru olarak öylesine kabul ettirdi ki, insanlar örgütlü birini savunmaktansa örgütsüz birini savunmayı daha tercih edilebilir bir durum olarak algılayıp yorumladılar. Çünkü mahkemeler ilk yargılamada, eğer herhangi bir örgüte üyelik söz konusuysa tutuklama verirken, örgütsüze tahliye verebiliyor. Ahmet Şık ve Nedim Şener’in göründüğü ve bilindiği kadarıyla herhangi bir örgüte üye olmamaları, onları savunurken “olası” başa açılacak bir belayı, bir “üyelik” algısını en başından ortadan kaldırıyor. Sosyalist yapılar ve Kürt Hareketi’yle ilişkilendirilmemeleri ise onları ve korunaklı alanda söz söyleyebilmek için, hegemonik bakışı içselleştiren savunucularını “steril”leştiriyor. Ahmet Şık’ın Doğan grubundan kovulmuş bir solcu olması savunulmasındaki motivasyonu ikiye katlarken, Nedim Şener’in Hrant Dink davasıyla ilgilenmiş olması, “arkadaşları”nın gözünde onu olası iddialardan muaf kılıp aklıyor ve baştan diğer tutuklu gazetecilerin yanında haklılığını ve masumiyetini ‘elde var bir’ hale getiriyor. Yani kabaca önümüzde ana-akım medyada çalışan, bu nedenle daha steril olarak konumlandırılan, sosyalist veya Kürt hareketiyle ilişkilenmemiş, örgütlü olmayan, Doğan grubundan kovulan, Hrant Dink’i savunan, üstüne üstlük Gülen cemaatiyle uğraştığı için başına çoraplar örülen iki gazeteci var. Yani başınıza bir bela açmadan rahatça savunabileceğiniz, masumiyetine kesin gözüyle bakabileceğiniz, sizi herhangi bir sosyalist örgütle veya Kürtlerle ilişkilendirmeyecek, gönül rahatlığıyla “arkadaşı” olunabilecek iki tutuklu gazeteci.

Ahmet ve Nedim için bir kampanya düzenlenir ve dayanışma ağı oluşturulurken diğer gazetecilerin adının anılmamasının yarattığı çelişik durumu anlayabilmek için diğer gazetecilerle Ahmet ve Nedim’in temsilcisi kılındığı (temsilcisi oldukları dememeye özellikle özen gösterdik, çünkü bu kampanyalar onların dışında örgütlendi ve kendilerinin bu konuda ne düşündüklerini bilmiyoruz.) “gazetecilik” arasındaki farka da bakmak gerekiyor.

Öncelikle Oda Tv ve Aydınlık çizgisini temsil eden birkaç gazeteci dışında diğer gazetecilerin hemen tümü ana akım medya ile ilişkilenmemiş ve Sosyalist/Kürt Hareketi tandanslı gazetelerin çalışanları. Dolayısıyla zaten halihazırda yıllardır sistemin marjinalleştirdiği, ya iktidara göre tehlikeli sularda (!) gezen ya da doğrudan iktidar ideolojisinin karşısında (herhangi bir yerinden Ergenekonla ilişkilendirilmiş kurumların çalışanı) gazeteciler. Bir anlamda Ahmet ve Nedim’in kampanya sürecini örgütleyenlerin algısında bu iki gazeteci,  diğerlerine göre “steril bir alanda durmalarına” rağmen tutuklanmış gezeteciler. Dolayısıyla bu haliyle Ahmet ve Nedim üzerinden yürütülen basın özgürlüğü kampanyası herşeyden önce korunaklı bir alanda söz söylemeyi sağlıyor. Tam da bu noktada Adaletin 200′ü kampanyası adaletsiz uygulamalara tabi tutulan diğer gazetecilere karşı sergilenen yoksayma – görmezden gelme tavrı ile ‘en az ikiyüzlü adalet kadar eleştirilmeyi hak etmiyor mu’ sorusunu sorabiliriz. Bu durumu eleştiriyor olmanın Ahmet ve Nedim için yapılanların değersizliğine bir atıf değil, diğerleri için yapılmayanların bizi nasıl bir gerçekle yüz yüze bıraktığına dair bir sorgulamayı amaçladığını belirtmek isteriz. Ahmet ve Nedim’in uğradığı haksızlığın diğerlerinin uğradığı haksızlıktan daha az önemli olduğunu düşünmüyoruz. Tartışmak istediğimiz, bir haksızlığı dile getiriş yönteminin iç tutarsızlığı nedeniyle başka bir haksızlığa yol açmış olması. Benzer bir durumla Metin Lokumcu – Yıldırım Ayhan’ın öldürülmelerinde de karşılaşmıştık maalesef. Her ikisi de iktidar karşıtı bir gösteride öldürülmüş olmalarına rağmen Metin Lokumcu’nun AKP karşıtı mitingde, Yıldırım Ayhan’ın ise canlı kalkan eylemi sırasında öldürülmüş olması, kendileri üzerinden yürütülen (Ayhan için yürütülmeyen demek daha doğru) kampanyaların da belirleyicisi oldu. Burada da temel sorun Lokumcu’nun doğrudan AKP karşıtı bir mitingde Ayhan’ın ise Kürt Hareketi (veya sosyalist sol) Eylemi’nde -yani tehlikeli sularda- öldürülmüş olmasıydı. Lokumcu bir simgeye dönüşürken Ayhan bir üçüncü sayfa haberi kadar yer bulmadı muhalif hafızalarda. Bu ve benzer durumlara getirilen tüm eleştirilerin de “ölümün/şiddetin/haksızlığın kıyaslanamazlığı” üzerinden bertaraf edilmesi ahlaki-politik olarak doğru bir zemine davet edilme gayretleri, kendi içinde ahlaki-politik bir tutarsızlık barındırdığını dile getirmek gerekir. Ölüm/şiddet/haksızlık elbet kıyas kabul etmez, ki bu yazının temel gerekçelerinden biri de neden bazı ölümlerin/haksızlıkların/şiddetlerin diğerlerinden daha önemli kabul edilebildiğini sorgulamaktır. Çünkü mağdurun savunulmayı haketmesinin önkoşulunun avukatın sınıfına/siyasetine/sosyo-kültürel dünyasına ne kadar yakın olduğundan geçtiği bir muhalif duruş herşeyden önce “hukuksuzluğa karşı direnildiği” belirtilen bir alanda bir iç hukuksuzluk, bir çeşit hukuk dışılık doğurur. Mağdur sadece mağdurdur ve uğradığı mağduriyet niteliğini iktidarca nereye konumlandırıldığından değil, nerede durduğundan alır. Mağduru iktidarın onu konumlandırdığı alan üzerinden ele alarak mağduriyetine dair politika yapmak onu ikincil bir mağduriyet alanına hapseder. Muhalifle-iktidarın gözünün kesiştiği noktadır bu ikincil mağduriyet alanı.

Muhalefetin kendini örgütsüzden yana örgütlediği, daha steril bulduğu kişiler üstünden retorik ürettiği ve bu retoriği herkes için adalet isteyen bir siyasetten uzaklaştırıp arkadaş seçmeye vardırdığı ve bunu yaparken farkında olarak ya da olmayarak örgütlü/sosyalist/Kürt olanı “marjinalize” ettiği bir duruştan söz ederken, Pazar günü Taksim’de ANGA ile aynı saatlerde “marjinal” bir siyasi parti addedilen BDP, oturma eylemi düzenliyordu. Polis, ANGA ve Gazetecilere Özgürlük Platformu’nun yürüyüşüne izin vermiş fakat BDP’ye müdahale edeceği için Mis Sokak önünde açıklamalarını yapıp dağılmalarını rica etmişti. Ahmet ve Nedim için toplanan kalabalığın basın açıklamasını yaptığı sırada polis, meydanda oturan BDP’lilere biber gazıyla müdahale etmeye başladı ve aralarından toplam 120 kişiyi tekme tokat gözaltına aldı. Gazeteci grup basın açıklamasını yapmış ve sessizce dağılmışken Bdp’ye müdahale eden polisi protesto etme gereği bile duymadı.

Muhakkak ki kendini muhalif olarak konumlayan bir gruptan elinde ilk yardım çantasıyla her eyleme koşmasını beklemek haksızlık. Fakat Taksim’de böyle bir dayanışma şansı yakalamışken, bunun değerlendirilmemiş olması üzerinden pekala şu sorulabilir; İktidarın marjinal ilan ettiği, “muhalefet” tarafından da marjinal olarak görülüyorsa ve ona yapılan müdahale değil protestoyu, sessiz sedasız bir kabulü ve görmezden gelmeyi hak ediyorsa bu muhalefet kendini nerde konumlandırıyor? BDP’lilere müdahale edildiği sırada, yanında yer almak veya hiç değilse polisi protesto etmek yerine sessizce görmezden gelmeyi tercih eden bu durum özelinde sergilenen tutum daha sonrasında nasıl değerlendirildi? Değerlendirildi mi? Yoksa farkında olmadan (veya gayet farkında olarak) yapıldığı gibi adaletsizliğe karşı topyekün bir muhalefet değil de; adaletsizliğe uğramışlar içinden sadece “arkadaşlarımız”ı kurtaralım gibi bir “cemaatçilik” örneği midir ANGA?

Özge İspir

* Bu yazı Salih Canova ve AzadAlik editoryası tarafından editlenmiştir (2011)

http://azadalik.wordpress.com/2011/09/29/muhalefetin-200u/

Notlar

1) “Yansak da dokunacağız”,”200 gün” ,”Ahmet/Nedim çıkacak yine yazacak” vs

fotoğraflar ve video için:

http://www.dha.com.tr/dhaalbumdetay.asp?kat=16430

http://www.youtube.com/watch?v=TGeqIUfzbb8

2) Tutuklu gazetecilerin listesi

1- Abdulcabbar Karadağ, Azadiya Welat Gazetesi Mersin Temsilcisi, Mersin E Tipi Kapalı Cezaevi

2- Ahmet Akyol, DİHA Adana Muhabiri, Adana Kürkçüler F Tipi Cezevi
3- Ahmet Birsin, Gün TV Genel Yayın Koordinatörü, Diyarbakır D Tipi Cezaevi
4- Ahmet Şık, Gazeteci-Yazar, Silivri L Tipi Cezaevi
5- Ali Buluş, DİHA Mersin Muhabiri, Karaman-Ermenek M Tipi Cezaevi
6- Ali Çat, Azadiya Welat Gazetesi Mersin Çalışanı, Mersin E Tipi Kapalı Cezaevi
7- Ali Konar, Azadiya Welat Gazetesi Elazığ Temsilcisi, Malatya E Tipi Cezaevi
8- Baha Okar, Bilim ve Gelecek Dergisi Editörü, Silivri L Tipi Cezaevi, B Blok
9- Barış Açıkel, İşçi-Köylü Gazetesi Sahibi ve Yazı İşleri Müdürü, Kandıra 1 Nolu F Tipi Cezaevi, KOCAELİ
10- Barış Pehlivan, Odatv İnternet Sitesi Genel Yayın Yönetmeni, Silivri L Tipi Cezaevi
11- Barış Terkoğlu, Odatv İnternet Sitesi Haber Müdürü, Silivri L Tipi Cezaevi
12- Bayram Namaz, Atılım Gazetesi Yazarı, Edirne 1 Nolu F Tipi Cezaevi
13- Bayram Parlak, Gündem Gazetesi Mersin Temsilcisi, Karaman-Ermenek M Tipi Cezaevi
14- Bedri Adanır, Aram Yayınları Sahibi ve Genel Yayın Yönetmeni, Kürtçe Hawar Gazetesi Yazı İşleri Müdürü, Diyarbakır D Tipi Cezaevi
15- Behdin Tunç, DİHA Şırnak Muhabiri, Diyarbakır D Tipi Cezaevi
16- Cihan Gün, Yürüyüş Dergisi çalışanı, Sincan 1 Nolu F Tipi Cezaevi, ANKARA
17- Coşkun Musluk, Odatv İnternet Sitesi Yazarı, Silivri L Tipi Cezaevi
18- Deniz Kılıç, Azadiya Welat Gazetesi Batman Temsilcisi, Batman M Tipi Kapalı Cezaevi
19-Dılşa Ercan, Azadiya Welat Gazetesi Mersin Çalışanı, Adana Karataş Kadın Kapalı Cezaevi
20- Dilek Keskin, Atılım Gazetesi Muhabiri, Karataş Kadın Kapalı Cezaevi, ADANA
21- Doğan Yurdakul, Odatv İnternet Sitesi Yazarı, Silivri L Tipi Cezaevi
22- Emine Altınkaya, DİHA Ankara Muhabiri, Sincan Kadın Kapalı Cezaevi, ANKARA
23- Ensar Tunca, Azadiya Welat Gazetesi Iğdır Muhabiri
24- Erdal Süsem, Eylül Dergisi Editörü, Edirne F Tipi Cezaevi
25- Erdoğan Altan, DİHA Batman Muhabiri, Diyarbakır D Tipi Cezaevi
26- Erol Zavar, Odak Dergisi Sahibi ve Yazı İşleri Müdürü, Şair, Sincan 1 Nolu F Tipi Cezaevi, ANKARA
27- Faysal Tunç, DİHA Şırnak Muhabiri, Diyarbakır D Tipi Cezaevi
28- Feyyaz Deniz, DİHA Ankara Muhabiri, Sincan 1 Nolu F Tipi Cezaevi, Ankara
29- Füsun Erdoğan, Özgür Radyo Eski Genel Yayın Koordinatörü, Kandıra 2 Nolu T Tipi Cezaevi, KOCAELİ
30- Hakan Soytemiz, Red ve Enternasyonal Dergilerinin Yazarı, Silivri L Tipi Cezaevi, B Blok
31- Halit Güdenoğlu, Yürüyüş Dergisi Sahibi ve Yazı İşleri Müdürü, Sincan 1 Nolu F Tipi Cezaevi, ANKARA
32- Hamdiye Çiftçi, DİHA Hakkari Muhabiri, Bitlis E Tipi Kapalı Cezaevi
33- Hasan Coşar, Atılım Gazetesi Yazarı, Sincan 1 Nolu F Tipi Cezaevi, ANKARA
34- Hatice Duman, Atılım Gazetesi Sahibi ve Yazı İşleri Müdürü, Gebze M Tipi Cezaevi, Gebze/KOCAELİ
35- Hıdır Gürz, Halkın Günlüğü Gazetesi Yazı İşleri Müdürü, Adana Kürkçüler F Tipi Cezaevi
36- İhsan Sinmiş, Azadiya Welat Gazetesi çalışanı, Adana F Tipi Cezaevi
37- İsmail Avan, Halkın Günlüğü Gazetesi İzmir muhabiri, Kırıklar F Tipi Cezaevi/ İzmir
38- Kaan Ünsal, Yürüyüş Dergisi çalışanı, Sincan 1 Nolu F Tipi Cezaevi, ANKARA
39-Kadri Kaya, DİHA Diyarbakır bölge bürosu temsilcisi, Batman M Tipi Kapalı Cezaevi
40- Kenan Karavil, Radyo Dünya Yayın Yönetmeni, Adana Kürkçüler F Tipi Cezaevi
41- Mehmet Karaaslan, DİHA Mersin Muhabiri, Karaman-Ermenek M Tipi Cezaevi
42- Mehmet Karabaş, Batman Postası yazarı, Batman M Tipi Cezaevi
43- Mehmet Yeşiltepe, Devrimci Hareket Dergisi Çalışanı, Gazeteci-Yazar, Tekirdağ 1 Nolu F Tipi Cezaevi
44- Miktat Algül, Mezitli Fm genel yayın yönetmeni, Osmaniye T Tipi Kapalı Cezaevi
45- Murat İlhan, Azadiya Welat Gazetesi, Diyarbakır çalışanı, Diyarbakır D Tipi Cezaevi
46- Musa Kurt, Kamu Emekçileri Cephesi Dergisi Yazı İşleri Müdürü, Sincan 1 Nolu F Tipi Cezaevi, ANKARA
47- Mustafa Gök, Ekmek ve Adalet Dergisi Ankara Temsilcisi, Sincan 1 Nolu F Tipi Cezaevi, ANKARA
48- Müesser Yıldız, Odatv İnternet Sitesi Yazarı, Silivri L Tipi Cezaevi
49- Naciye Yavuz, Yürüyüş Dergisi muhabiri, Ankara Kadın Kapalı Cezaevi
50- Nedim Şener, Milliyet Gazetesi Muhabiri, Silivri L Tipi Cezaevi
51- Nuri Yeşil, Azadiya Welat Gazetesi Tunceli Çalışanı, Malatya E Tipi Cezaevi
52- Ozan Kılınç, Azadiya Welat Gazetesi Eski İmtiyaz Sahibi veYazı İşleri Müdürü, Diyarbakır D Tipi Cezaevi
53- Rohat Emekçi, Diyarbakır Gün Radyo spikeri, Mardin E Tipi Kapalı Cezaevi
54- Ruken Ergun, Azadiya Welat Gazetesi eski imtiyaz sahibi ve yazı işleri müdürü Adana-Karataş Kadın Kapalı Cezaevi
55- Sait Çakır, Odatv İnternet Sitesi Yazarı, Silivri L Tipi Cezaevi
56- Sedat Şenoğlu, Atılım Gazetesi Genel Yayın Koordinatörü ve Gazeteci- Yazar, Edirne 1 Nolu F Tipi Cezaevi
57- Seyithan Akyüz, Azadiya Welat Gazetesi Adana Temsilcisi, Adana Kürkçüler F Tipi Cezaevi
58- Sinan Aygül, DİHA Bitlis Muhabiri, Van F Tipi Cezaevi
59- Soner Yalçın, Odatv İnternet Sitesi İmtiyaz Sahibi, Gazeteci-Yazar, Silivri L Tipi Cezaevi
60- Turan Özlü, Ulusal Kanal genel yayın yönetmeni, Silivri 2 Nolu L Tipi Cezaevi
61- Vedat Kurşun, Azadiya Welat Gazetesi Eski Yazı İşleri Müdürü, Diyarbakır D Tipi Cezaevi
62- Yalçın Küçük, Gazeteci-yazar, Silivri 2 Nolu L Tipi Cezaevi

Advertisements

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s